2021
Installation, Manifesto
Site-Specific Single-Channel, High-Definition Video Loop, Manifesto Text
Various Dimensions
Is this a manifesto? I’m not sure! is an installation and manifesto project presented at Atış Serbest: Mecmu, a collectivity-based group exhibition held at Barın Han, Istanbul, from June 16 to July 16, 2021.
The work proposes a layered interrogation of the authoritarian gaze embedded in manifesto logic by working through a form historically bound to definitive declaration. The tentative phrasing of the title Is this a manifesto? I’m not sure! tests both the exhaustion of grand narratives in a fragmented sociopolitical climate and the productive potential of doubt. Here, the manifesto disperses into a series of ephemeral elements: the video dissects its own rhetoric, while the printed texts investigate the manifesto as artifact.
Derived from a single landscape photograph, the image is reconfigured as a frame-based visualization divided into tile-like units; each segment pixelates the terrain, oscillating between abstraction and representation. These fragments are arranged through worn scans of found books—their spines cracked, their pages yellowed—and intertwined with statements drawn from the manifesto text. Text and visual enter a feedback loop: declarations on artistic will are superimposed onto eroded landscapes. The work does not demand a linear reading; instead, it invites the viewer to move through a field of ‘mediated memory,’1 where ideas solidify or transform as they pass through cultural layers.
Removed from digital ephemerality, the printed manifesto text acquires a tactile presence in the viewer. The photocopied manifesto texts, enclosed in matte black plastic bags—opaque, rustling, and ambiguous—take on an industrial aura. These objects stand in an ambiguous space between gift and trash, artifact and burden. Visitors may pocket them, discard them, or leave them suspended within the exhibition’s liminal space. The bags evoke both the protective sleeves of archival materials and the temporary wrappers of consumer waste; they reveal the manifesto’s vulnerability against the possibilities of both preservation and oblivion.
Installed in the basement of Barın Han—the labyrinthine historic building in Çemberlitaş—the work draws on the weight of the space. Raw concrete walls, damp air, and the muffled hum of the city above frame the experience. The projected video seeps onto irregular surfaces; the pixelated landscapes reflect the scars of the building, bearing the traces of time. The basement, a space of storage and concealment, becomes an apt metaphor for the contentious status of the manifesto: buried yet potent, suppressed yet rebellious.
The work asks the following question: Can a manifesto be a question rather than a command? Can it exist as a permeable entity, open to contamination? By blending digital glitch with analog residue, the work maps an unstable terrain where ideology intersects with materiality—a realm in which words, once articulated, become susceptible to erosion, misinterpretation, and rebirth. The basement, with its shadows and echoes, leaves these questions unresolved; what remains is a suspended sense of transmission that settles within the viewer.
1 The term ‘mediated memory’ (mémoire médiatisée) here relates to Paul Ricœur’s conception of memory not as a direct mental record, but as an act that always operates through a medium—that is, shaped by discursive, technical, or cultural forms. Ricœur states: “Memory does not present itself as it is; it always reaches us by passing through the prism of representation, language, and cultural mediations.” See Paul Ricœur, Memory, History, Forgetting, trans. Kathleen Blamey and David Pellauer, Chicago: University of Chicago Press, 2004.
Bu bir manifesto mu? Emin değilim!, 16 Haziran–16 Temmuz 2021 tarihleri arasında İstanbul, Barın Han’da düzenlenen kolektivite temelli grup sergisi Atış Serbest: Mecmu kapsamında sunulmuş bir enstalasyon ve manifesto projesidir.
Çalışma, tarihsel olarak kesin bildirimle ilişkilenmiş bir form üzerinden ilerleyerek, manifesto mantığının içine yerleşmiş otoriter bakışı katmanlı biçimde sorgulamayı önerir. Başlığın tereddütlü ifadesi, parçalanmış bir sosyopolitik iklimde büyük anlatıların tükenişini ve kuşkunun üretken potansiyelini birlikte sınar. Burada manifesto, bir dizi geçici öğeye dağılır: video kendi retoriğini parçalar, basılı metinler ise manifestoyu bir artefakt olarak araştırır.
Tek bir peyzaj fotoğrafından türetilen imge, karo benzeri birimlere ayrılmış, kare temelli bir görselleştirme olarak yeniden düzenlenir; her parça araziyi pikselleştirerek soyutlama ile temsil arasında salınır. Bu parçalar, yıpranmış kitap taramaları aracılığıyla düzenlenir; sırtları çatlamış, sayfaları sararmış bulunmuş kitaplardan alınan görüntüler, manifesto metninden çekilen ifadelerle iç içe geçer. Metin ve görsel bir geri besleme döngüsüne girer: sanatsal iradeye dair bildiriler, aşınmış peyzajların üzerine bindirilir. Çalışma doğrusal bir okuma talep etmez; bunun yerine izleyiciyi, fikirlerin kültürel katmanlardan geçerken katılaştığı ya da dönüştüğü bir “aracılanmış bellek”1 alanında hareket etmeye davet eder.
Dijital geçicilikten çıkarılan basılı manifesto metni, izleyici karşısında dokunsal bir varlık kazanır. Mat siyah plastik torbaların içine yerleştirilen fotokopi manifesto metinleri —opak, hışırtılı ve muğlak— endüstriyel bir aura edinir. Bu nesneler hediye ile atık, artefakt ile yük arasında belirsiz bir konumda durur. Ziyaretçiler onları ceplerine koyabilir, atabilir ya da serginin eşiksel mekânı içinde askıda bırakabilir. Torbalar hem arşiv malzemelerinin koruyucu kılıflarını hem de tüketim atıklarının geçici ambalajlarını çağrıştırır; manifestonun korunma ve unutulma olasılıkları karşısındaki kırılganlığını açığa çıkarır.
Çemberlitaş’taki labirentimsi tarihî yapı Barın Han’ın bodrum katına yerleştirilen çalışma, mekânın ağırlığından beslenir. Ham beton duvarlar, nemli hava ve yukarıdaki kentin boğuk uğultusu deneyimi çerçeveler. Projeksiyon videosu düzensiz yüzeylere sızar; pikselleşmiş peyzajlar binanın yaralarını yansıtır ve zamanın izlerini taşır. Depolama ve gizleme işlevleriyle ilişkili bir alan olan bodrum katı, manifestonun tartışmalı statüsü için uygun bir metafora dönüşür: gömülü ama etkili, bastırılmış ama isyankâr.
Çalışma şu soruyu sorar: Bir manifesto emir olmaktan çok soru olabilir mi? Bulaşmaya açık, geçirgen bir varlık olarak var olabilir mi? Dijital glitç ile analog kalıntıyı bir araya getiren çalışma, ideolojinin maddesellikle kesiştiği istikrarsız bir alanın haritasını çıkarır; bu alanda kelimeler, bir kez dile getirildikten sonra aşınmaya, yanlış yorumlanmaya ve yeniden doğuşa açık hâle gelir. Gölgeleri ve yankılarıyla bodrum katı, bu soruları çözümsüz bırakır; geriye izleyicinin içinde yer eden askıda kalmış bir aktarım hissi kalır.
1 Buradaki “aracılanmış bellek” (mémoire médiatisée) terimi, Paul Ricœur’ün belleği doğrudan bir zihinsel kayıt olarak değil, her zaman bir dolayımdan geçerek işleyen bir edim olarak kavrayışıyla ilişkilidir; başka bir deyişle bellek, söylemsel, teknik ya da kültürel biçimler tarafından şekillenir. Ricœur’e göre: “Bellek kendisini olduğu gibi sunmaz; bize her zaman temsilin, dilin ve kültürel dolayımların prizmasından geçerek ulaşır.” Bkz. Paul Ricœur, Memory, History, Forgetting, çev. Kathleen Blamey ve David Pellauer, Chicago: University of Chicago Press, 2004.
© 2026 BURAK DİKİLİTAŞ