2017
Installation, Video
High-Definition Video, 3′53″
Reconstructed Book from a Flight Checklist, Flight Approach Maps
Various Dimensions
“Whether it matters if the person who pulls the trigger is thousands of miles away or in an aircraft directly overhead is widely debated: is killing people using drones easier or harder, more intimate or more abstract, less or more ethical?”
― Ann Rogers & John Hill, Unmanned: Drone Warfare and Global Security
Telepresence Operator is a site-specific installation produced for the bkz. darağaç exhibition in 2017. It investigates the psychological and moral impacts of remote warfare in the age of digital technology. More specifically, it focuses on the emotional and bodily disconnection produced by telepresence technologies.1 The project examines how the distance created by screens and interfaces transforms human agency, responsibility, and the perception of violence. By combining interview recordings, reconstructed flight operation manuals, and the spatial experience of a site-specific installation, the work examines the layered dissonance between action and consequence in unmanned aerial vehicle operations.
At the center of the installation is a layered collage built around a video interview with drone operators, whose testimonies reveal the ethical and epistemic ambiguities of warfare conducted through interfaces. These testimonies are juxtaposed with a reconstructed book consisting of flight checklists and flight approach charts; these physical documents expose the inherent procedural order of remote warfare. Installed in a former auto body shop in Izmir’s Darağaç neighborhood, the work underscores the abstraction of virtual warfare by utilizing the tactile atmosphere of an industrial space marked by human labor and machine repair. The materiality of the workshop—accumulated paint and grime—is transformed into a metaphor for the invisible realities of screen-mediated warfare, where commands are issued through sterile interfaces and fragmented information.
The installation makes visible the ontological ambiguity of telepresence, which Kris Paulsen describes as the uncanny condition of screens that simultaneously connect and disconnect. In drone warfare, the screen functions as an interface between the operator and the distant battlefield; while seemingly collapsing distance, it also diminishes the operator’s capacity for ethical judgment. Telepresence Operator exposes these contradictions through a polyphonic narrative: the mechanical precision of flight procedures versus the stark reality of operator testimonies. This contrast reveals the fragility of the control mechanisms through which technological progress exerts power over life and death. At the same time, it reflects a deeper paradox of contemporary warfare by revealing the human inability to fully grasp the consequences of such actions.
Situated in a space of repair and transformation, the work prompts reflection on the irreparable consequences of remote violence. The auto body shop, as a site of physical intervention, highlights the absence of embodied responsibility in drone warfare; destruction is carried out through keyboard strokes and joysticks, leaving no physical trace in the immediate surroundings. The exhibition’s spatial context deepens this sense of disconnect; the approach charts suspended within the garage-like enclosure contrast sharply with the distant, almost unreal presence of unmanned drones operating in remote airspaces.
Telepresence Operator does not resolve the ethical question it raises; instead, it remains within the fractured consciousness of a world where war is simultaneously everywhere and nowhere. It compels us to question the allure of technological distance and examines how interfaces reshape ethics when violence is reduced to pixels and protocols. In an era defined by remote control, the work serves as an unsettling reminder of the human cost concealed behind screens that claim to reveal reality.
1 Telepresence is a technological infrastructure in contemporary warfare that enables an individual to gain a capacity for simultaneous presence and interaction in a battlefield where they are not physically located, through robotic avatars, advanced sensors, and high-bandwidth communication technologies. This system allows soldiers to conduct remote reconnaissance, combat operations, command and control, and even medical interventions in hazardous environments without taking direct physical risks. By enabling a mode of existence on the battlefield “as if there without being there,” telepresence transforms strategic decision-making processes while also reshaping the ethical and operational dimensions of warfare. Defense Armaments, n.d.; Military Knowledge Base, 2024; PubMed, 1997.
“Tetiği çeken kişinin binlerce kilometre uzakta mı yoksa doğrudan hedefin üzerinde uçan bir hava aracında mı olduğu meselesinin önemi yaygın biçimde tartışılmaktadır: dronlar aracılığıyla insan öldürmek daha kolay mı yoksa daha zor mu, daha mahrem mi yoksa daha soyut mu, daha az mı yoksa daha çok mu etiktir?”
— Ann Rogers & John Hill, Unmanned: Drone Warfare and Global Security
Televaroluş Operatörü, 2017 yılında bkz. darağaç sergisi için üretilmiş mekâna özgü bir enstalasyondur. Çalışma, dijital teknoloji çağında uzaktan savaşın psikolojik ve ahlaki etkilerini araştırır. Daha özel olarak, televaroluş teknolojilerinin ürettiği duygusal ve bedensel kopukluğa odaklanır.1 Proje; ekranlar ve arayüzler aracılığıyla kurulan mesafenin insan eylemliliğini, sorumluluğu ve şiddet algısını nasıl dönüştürdüğünü inceler. Röportaj kayıtlarını, yeniden kurgulanmış uçuş operasyon kılavuzlarını ve mekâna özgü bir enstalasyonun uzamsal deneyimini bir araya getirerek, insansız hava aracı operasyonlarında eylem ile sonuç arasındaki katmanlı uyumsuzluğu ele alır.
Enstalasyonun merkezinde, drone operatörleriyle yapılmış bir video röportaj etrafında kurulan katmanlı bir kolaj yer alır. Operatörlerin tanıklıkları, arayüzler üzerinden yürütülen savaşın etik ve epistemik belirsizliklerini açığa çıkarır. Bu tanıklıklar, uçuş kontrol listeleri ve uçuş yaklaşma haritalarından oluşan yeniden kurgulanmış bir kitapla yan yana getirilir; bu fiziksel belgeler, uzaktan savaşın içkin prosedürel düzenini görünür kılar. İzmir’in Darağaç mahallesinde eski bir oto kaporta atölyesine yerleştirilen çalışma, insan emeği ve makine onarımıyla işaretlenmiş endüstriyel bir mekânın dokunsal atmosferinden yararlanarak sanal savaşın soyutluğunu vurgular. Atölyenin birikmiş boya ve kirden oluşan maddeselliği, komutların steril arayüzler ve parçalanmış bilgi akışları üzerinden verildiği ekran aracılı savaşın görünmez gerçeklikleri için bir metafora dönüşür.
Enstalasyon, Kris Paulsen’in aynı anda hem bağlayan hem de koparan ekranların tekinsiz durumu olarak tanımladığı televaroluşun ontolojik belirsizliğini görünür kılar. Drone savaşında ekran, operatör ile uzaktaki savaş alanı arasında bir arayüz olarak işlev görür; mesafeyi ortadan kaldırıyor gibi görünürken, aynı zamanda operatörün etik yargı kapasitesini de zayıflatır. Televaroluş Operatörü, bu çelişkileri çok sesli bir anlatı aracılığıyla açığa çıkarır: bir yanda uçuş prosedürlerinin mekanik kesinliği, diğer yanda operatör tanıklıklarının sert gerçekliği. Bu karşıtlık, teknolojik ilerlemenin yaşam ve ölüm üzerinde iktidar kurduğu kontrol mekanizmalarının kırılganlığını ortaya koyar. Aynı zamanda çağdaş savaşın daha derin bir paradoksunu yansıtır: insanın bu tür eylemlerin sonuçlarını bütünüyle kavrayamamasını.
Onarım ve dönüşümle ilişkili bir mekânda konumlanan çalışma, uzaktan şiddetin onarılamaz sonuçları üzerine düşünmeye yöneltir. Fiziksel müdahale alanı olarak oto kaporta atölyesi, drone savaşında bedenlenmiş sorumluluğun yokluğunu belirginleştirir; yıkım, klavye vuruşları ve joystick hareketleri aracılığıyla gerçekleştirilir ve yakın çevrede hiçbir fiziksel iz bırakmaz. Serginin mekânsal bağlamı bu kopukluk hissini derinleştirir; garaj benzeri bir çevre içinde asılı duran yaklaşma haritaları, uzak hava sahalarında faaliyet gösteren insansız hava araçlarının mesafeli ve neredeyse gerçek dışı varlığıyla keskin bir karşıtlık kurar.
Televaroluş Operatörü, ortaya attığı etik soruyu çözmez; bunun yerine savaşın aynı anda hem her yerde hem de hiçbir yerde olduğu bir dünyanın parçalanmış bilinci içinde kalır. Çalışma, teknolojik mesafenin çekiciliğini sorgulamaya zorlar ve şiddet piksellere ve protokollere indirgendiğinde arayüzlerin etiği nasıl yeniden şekillendirdiğini inceler. Uzaktan kontrolün belirleyici hâle geldiği bir çağda çalışma, gerçekliği görünür kıldığını iddia eden ekranların ardında gizlenen insani bedeli rahatsız edici biçimde hatırlatır.
1 Televaroluş, çağdaş savaşta bireyin fiziksel olarak bulunmadığı bir savaş alanında robotik avatarlar, gelişmiş sensörler ve yüksek bant genişliğine sahip iletişim teknolojileri aracılığıyla eşzamanlı varlık ve etkileşim kapasitesi kazanmasını sağlayan teknolojik bir altyapıdır. Bu sistem, askerlerin doğrudan fiziksel risk almadan tehlikeli ortamlarda uzaktan keşif, muharebe operasyonları, komuta-kontrol ve hatta tıbbi müdahale gerçekleştirmesine imkân tanır. Televaroluş, savaş alanında “orada olmadan oradaymış gibi” var olma biçimi sağlayarak stratejik karar alma süreçlerini dönüştürürken, savaşın etik ve operasyonel boyutlarını da yeniden şekillendirir. Defense Armaments, t.y.; Military Knowledge Base, 2024; PubMed, 1997.



















© 2026 BURAK DİKİLİTAŞ