2015
Installation, Photobook
A Found Deep Space Image from ESO SDSS-II, Archival Pigment Print,
Photographic Compositions between Glasses,
Various Dimensions
Continuum, shown in the exhibition Room to Room at the Tophane-i Amire Cistern Galleries in Istanbul from October 11 to 30, 2015, investigates the dissonance between human and cosmic temporalities through an installation composed of three elements: a photobook, a found deep-space image from ESO SDSS-II, and photographic compositions placed between sheets of glass. By intertwining photographic documents of daily life with manipulated astronomical imagery, the project approaches time as a flexible structure shaped by perception, materiality, and scale. At the core of the work lies the tension between photography’s role as a fixed record and its capacity to destabilize linear narratives.
The photobook forms the central axis of the installation; its pages are filled with untitled urban cross-sections, ephemeral landscapes, and anonymous portraits. Devoid of chronological order, these pages reflect the fragmented nature of lived experience, in which moments accumulate without hierarchy. The book’s portable, intimate, and tactile form contrasts with its focus on transience, highlighting the paradox of preserving fleeting moments through a medium that is itself susceptible to decay.
In contrast to this intimate archive, a folded image derived from the European Space Agency’s SDSS-II survey renders cosmic temporality tactile. The photograph is folded into a three-dimensional object whose creases evoke the curvature of space-time. The manipulation of printing errors transforms the image from a distant astronomical record into a tactile object, collapsing billions of years of celestial time into a single encounter. Its folded structure prevents full legibility, reflecting the limits of human comprehension in the face of cosmic scale.
Photographic compositions encased in glass mediate the dialogue between these two extremes. Enlarged to mirror the layouts of the photobook and placed within transparent layers, the images visually fracture under ambient light. The glass, both fragile and reflective, turns static photographs into dynamic fields in which perspective determines meaning. This instability unsettles the presumed objectivity of photography, mirroring the subjectivity of memory.
The spatial dynamics of the installation reinforce the conceptual framework. The arched ceilings and subterranean acoustics of the cisterns create an immersive environment where sound and light modulate perception. The curved surfaces resonate with the folded astronomical image, establishing formal parallels between cosmic geometry and constructed spaces. By avoiding explicit historical references, the work opens up an inquiry into time as a universal continuum, unbound by a specific era or locale.
Through the interplay of terrestrial and cosmic imagery, Continuum suggests that temporality is not a linear progression but a layered phenomenon. The fragmented present of the photobook, the open-ended potential of deep space, and the perceptual variability of the glass compositions all resist fixed narratives. Instead, it presents time as a relational force shaped by the interplay of observation, material decay, and scale.
Here, photography functions as both a documentary and a disruptive tool. Whether capturing a street scene or deep space, the images emerge as fluid signifiers, their meaning contingent on context, medium, and the viewer’s position within the continuum.
11–30 Ekim 2015 tarihleri arasında İstanbul Tophane-i Amire Sarnıç Galerileri’nde düzenlenen Odadan Odaya sergisinde gösterilen Süreklilik, insan zamanları ile kozmik zamanlar arasındaki uyumsuzluğu üç öğeden oluşan bir enstalasyon aracılığıyla araştırır: bir fotoğraf kitabı, ESO SDSS-II’den alınmış buluntu bir derin uzay imgesi ve cam levhalar arasına yerleştirilmiş fotoğrafik kompozisyonlar. Gündelik yaşama ait fotoğrafik belgeler ile manipüle edilmiş astronomik imgeleri iç içe geçirerek proje, zamanı algı, maddesellik ve ölçek tarafından şekillenen esnek bir yapı olarak ele alır. Çalışmanın merkezinde, fotoğrafın sabit bir kayıt olma rolü ile çizgisel anlatıları istikrarsızlaştırma kapasitesi arasındaki gerilim yer alır.
Fotoğraf kitabı, enstalasyonun ana eksenini oluşturur; sayfaları başlıksız kentsel kesitler, geçici peyzajlar ve anonim portrelerle doludur. Kronolojik bir düzenden yoksun olan bu sayfalar, anların hiyerarşi olmaksızın biriktiği yaşanmış deneyimin parçalı doğasını yansıtır. Kitabın taşınabilir, mahrem ve dokunsal formu, geçiciliğe odaklanan içeriğiyle karşıtlık kurar; böylece kendisi de bozulmaya açık bir mecra aracılığıyla uçucu anları koruma paradoksunu belirginleştirir.
Bu mahrem arşivin karşısında, Avrupa Uzay Ajansı’nın SDSS-II araştırmasından türetilmiş katlanmış bir imge, kozmik zamansallığı dokunsal hâle getirir. Fotoğraf, kırışıklıkları uzay-zamanın eğriliğini çağrıştıran üç boyutlu bir nesneye dönüştürülmüştür. Baskı hatalarının manipülasyonu, imgeyi uzak bir astronomik kayıttan dokunsal bir nesneye çevirerek, milyarlarca yıllık göksel zamanı tekil bir karşılaşmanın içine sıkıştırır. Katlanmış yapısı, imgenin bütünüyle okunmasını engeller; bu da kozmik ölçek karşısında insan kavrayışının sınırlarını yansıtır.
Cam içine alınmış fotoğrafik kompozisyonlar, bu iki uç arasında bir diyalog kurar. Fotoğraf kitabının düzenlerini yansıtacak biçimde büyütülen ve saydam katmanlar içine yerleştirilen imgeler, ortam ışığı altında görsel olarak parçalanır. Hem kırılgan hem de yansıtıcı bir malzeme olan cam, durağan fotoğrafları anlamın bakış açısına göre belirlendiği dinamik alanlara dönüştürür. Bu istikrarsızlık, fotoğrafın varsayılan nesnelliğini sarsar ve belleğin öznelliğiyle paralellik kurar.
Enstalasyonun mekânsal dinamikleri, kavramsal çerçeveyi güçlendirir. Sarnıçların kemerli tavanları ve yeraltı akustiği, ses ve ışığın algıyı değiştirdiği kuşatıcı bir çevre yaratır. Eğrisel yüzeyler, katlanmış astronomik imgeyle rezonans kurarak kozmik geometri ile inşa edilmiş mekânlar arasında biçimsel paralellikler oluşturur. Çalışma, açık tarihsel referanslardan kaçınarak zamanı belirli bir dönem ya da yerle sınırlı olmayan evrensel bir süreklilik olarak araştırmaya açar.
Yeryüzüne ait imgeler ile kozmik imgeler arasındaki etkileşim aracılığıyla Süreklilik, zamansallığın çizgisel bir ilerleme değil, katmanlı bir olgu olduğunu öne sürer. Fotoğraf kitabının parçalı şimdisi, derin uzayın açık uçlu potansiyeli ve cam kompozisyonların algısal değişkenliği, sabit anlatılara direnç gösterir. Bunun yerine çalışma, zamanı gözlem, maddi bozulma ve ölçek arasındaki etkileşimle şekillenen ilişkisel bir kuvvet olarak sunar.
Burada fotoğraf hem belgesel hem de bozucu bir araç olarak işler. İster bir sokak sahnesini ister derin uzayı kaydetsin, imgeler akışkan gösterenler olarak belirir; anlamları bağlama, mecraya ve izleyicinin süreklilik içindeki konumuna bağlıdır.
© 2026 BURAK DİKİLİTAŞ